top of page

Zeynep’le Kamil’in Büyük Aşkı ! “Hastasın, zindana girme. Seni ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim”

ZeynepKamil... Üsküdar’da bir semte adını veren bir hastane ve arkasında büyük acılarla dolu bir aşk hikayesi... Belki de modern zamanların Leyla ile Mecnun’u.... 142 yıldan bu yana binlerce bebeğin dünyaya gözlerini açtığı (benim de dahil olduğum) hastane Prenses Zeynep Hanım ve Yusuf Kamil Paşa’nın zorluklarla yaşadıkları aşklarının bizlere bir armağanı...


Yusuf Kamil, yoksul bir ailenin çocuğu olarak Malatya'da dünyaya gelir. Küçük yaşta yetim kalan Yusuf Kamil'i amcası yanına alarak okutur. Yusuf Kamil, çalışkanlığı ve zekasıyla 21 yaşında Divan-ı Hümayun Kalemi'nde katip olur. 5 yıl İstanbul'da çalıştıktan sonra Mısır'a Vali Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın sarayına atanır.


Büyük aşkı Zeynep Hanım’la tanışmaları da bu atanma neticesinde olur. Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın 3 kızından biri olan Züleyha Zeynep; yoksullara yardım eden, herkesin derdiyle dertlenen bir prensesti. Prenses Zeynep’e talip olanlar çoktu ama sert mizaçlı babası kızının üzerine titriyor ve kimseyi kızına layık bulmuyordu.



Yusuf Kamil, Hidiv Sarayı'nda Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile tanışır. Kısa sürede güvenini kazanır. Konuşması, zekası ve yazılarıyla Paşa'yı öylesine etkiler ki bir süre sonra Hazine Katibi olur. Bu görevi nedeniyle valinin yanına yanına daha çok çıkmaya başlar ve Prenses Zeynep'le daha sık görüşme imkanı oluşur. İkisi de birbirinden etkilenir.


Kısa bir sürede Mehmet Ali Paşa'nın evladı gibi olan Yusuf Kamil, terfi eder. Kızına kimseyi layık görmeyen Mehmet Ali Paşa, Yusuf Kamil'i yanına çağırarak, "Zeynep ile birbirinize yakışıyorsunuz, kızımı sana nikahlıyorum" der ve gösterişli bir düğün sonrası Prenses Zeynep, Kamil ile evlenirler.


Ancak sarayda sıradan bir halk çocuğunun soylu Kavalalı ailesinden kız almasını hoş karşılamayanlar olur. Saray'da huzursuzluk çıkması üzerine Mehmet Ali Paşa, Sultan Abdülmecid’in kızı Adile Sultan'ın evlenmesini bahane ederek tebrik ve hediyelerini sunması için ortalık yatışsın diye bir süreliğine Kamil'i İstanbul'a gönderir.


Adile Sultan, Kamil’in zekası ve çalışkanlığından etkilenir ve babasına terfisi için ricacı olur. Sultan Abdülmecid kızını kırmaz ve Kamil'i Mirimiranlık (Beylerbeyi) rütbesine yükseltir. Mısır’a paşa olarak dönen Kamil; Prenses Zeynep’le olan evliliğine karşı olan kayınbiraderleri ile Mısır eşrafı tarafından baskıyla karşılaşır.


Sonrasında Kamil ile Zeynep’in hayatı kabusa dönüşür. Önce Mehmet Ali Paşa ardından yerine geçen oğlu İbrahim Paşa’nın vefatları nedeniyle Vali olan Abbas Paşa, Kamil’e düşman olanların başını çekmekteydi. Abbas Paşa vali olur olmaz boşanmalarını ister. Kamil Paşa boşanmakta direnince sürgüne gönderilir.


Sürgünde hastalanır ama tedavisi yapılmaz. “Ya boşanırsın, ya da ömür boyu zindanlarda çürürsün!” diye tehdit edilir. Tam zindanı boylayacakken, Prenses Zeynep’in gönderdiği terliği alır. Terliğin astarındaki gizli mektubu okur. Mektupta “Hastasın, zindana girme. Seni ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim” yazmaktadır.


Kamil Paşa mektubu okuduktan sonra kendisine zorla uzatılan boşanma belgesini imzalar. Kamil Paşa sürgünde üç ay geçirmiştir. Sultan Abdülmecid’e durumunu bildirir. Çok sinirlenen Sultan Abdülmecid, Abbas Paşa’ya hitaben “Bizatihi sürgündeki Yusuf Kamil Paşa’nın ayağına gidecek ve sağ salim buraya göndereceksin” yazan fermanı Mısır’a gönderir.


Ferman sonrası sürgün biter ve Kamil Paşa İstanbul’a döner. Aklı Zeynep’te olan Kamil Paşa bir yolunu bulur ve derdini Sultan Abdülmecid'e açar. Abdülmecid, Abbas Paşa’ya “Tez elden Züheyla Zeynep hanımı İstanbul’a gönder” yazılı bir ferman göndertir.


Yıllar sonra Kamil Paşa ile Prenses Zeynep İstanbul’da kavuşurlar. Zeynep ve Kamil'e ikinci kez nikah kıyılır. Damadın şahidi Sadrazam Reşit Paşa, gelinin şahidi ise Şeyhülislam Arif Hikmet Bey olur.


Oldukça varlıklı olan çift Vezneciler’de bulunan ve daha sonra İstanbul Üniversitesi olan Zeynep Hanım Konağı’nda (1942 yılında yandı) yaşamaya başlarlar. 7 Salonu, 79 odası ve bağımsız bir hamamı olan konak, halk arasında “Pamuk Saray” olarak biliniyordu. Zira, Mısırdaki pamuk çiftliklerinin geliriyle yapılmıştı.


Bebek’teki görkemli yalıları da renginden dolayı “Pembe Yalı” olarak isimlendirilmişti. Yine Yakacık taraflarındaki yazlık köşkleri de gösterişli bir hayat yaşamalarını sağlıyordu. Mutlu mesut yaşamaya ve etraflarına yardım yapmaya devam eden bu çiftin çocukları olmaz ama birçok yetime ana baba olurlar.


Kamil Paşa’nın entelektüel mizaçı sebebiyle Pamuk Saray’da toplantılar eksik olmaz zamanın yazarları, sanatçı ve aydınları devamlı toplanır ve taltif edilirlerdi. Üç aylarda Kur’an ve dini sohbetler, diğer aylarda eğlence, müzik ve edebiyat toplantıları yapılırdı. Hatta bir defasında Sultan Abdülaziz görkemli bir şekilde ağırlanmıştır.


Devrin önemli isimlerinden Namık Kemal’de Zeynep Hanım Konağı’nın müdavimlerindendir. Bir gün Yusuf Kamil Paşa’yı tenkit ederek “Şuray-ı devlet (idari yargı ve danışma organı olarak kurulan meclis - Danıştay) reisinin yayınladığı maarif nizamnamesi yeterli değildir. Paşa, servetinin küçük bir kısmını feda ederek, İstanbul’da beş-altı sıbyan mektebi ile bir-iki rüştiye (ortaokul) tesis edebilir” der.


Bu tenkite Kamil Paşa’nın mühürdarı Mahmud Kemal İnal “Kamil Paşa’nın vatanına milletine olan fart-i mehabeti, kendini daima hayra sevk etti. Hayırhane vaki olan ihtarları kemal-i memnuniyetle kabul eyledi. Mesela, bir söz, âlî bir hastane yapılmasına sebeb oldu.” diye cevap verir. Böylece bir hastane yapma fikri doğar. Hemen bir tezkîre ile padişahtan olur alınır.



Zeynep Hanım, Üsküdar Nuhkuyusu mevkiini özellikle ister çünkü Annesi Şem’inur Hanım yakında bulunan Fenai Ali Efendi Tekkesi’nde defnedilşti. Ayrıca Üsküdar ve çevresinde böyle bir hizmete ihtiyaç duyan nüfus yoğunluğu mevcuttu. 24 Haziran 1875 yılında temel atılır ama 10 Ekim 1876’da Sultan Abdülaziz tarafından sadrazam olarak atanan ve Abdülaziz’in ölümüne (Tartışmalı bir ölüm) çok üzülen Kamil Paşa vefat eder. Zeynep Kamil Hastanesi bahçesindeki küçük türbeye defnedilir. Zeynep Hanım’da 1886’da vefat edince yanına defnedilir.


Mimarları İtalyan Berlasconi ve Duca olan hastane inşaatı yedi yıl sürer ve 2 Mart 1882 görkemli bir törenle açılır. Bila bedel hizmet veren bu hastanenin vakıf senedinde sadece tedavi değil, tedavi edilen hastanın evine kadar götürülmesi bile belirtilmişti. Kadrolu hekimi yoktu. Hekimler gayrimüslim ve dışarıdan geliyorlardı. Emekli asker hekim Üsküdarlı Dr. Zıpçıyan, Fransız Jeremia, Balıklı Rum Hastanesi Cerrahı Dr. Dimitri Eftivuli Efendi ilk görev yapan hekimler arasındadır.


1882 yılından bu yana kesintisiz hizmet veren bu hastanede gelenek üzere doğan yüzlerce kız çocuğuna Zeynep ve erkek çocuklarına Kâmil göbek adı veriliyor.


Binanın orijinal girişi üzerindeki kitabede “Fihi şifahun li’n-nas” (Onda insanlara şifa vardır) mealinde Nahl süresinin 69.ayeti yazılıdır. Kitabedeki bu ifade; yıllarca ücretsiz hizmet veren ülkenin ilk özel hastanesinde, büyük bir mutlulukla yavrularını kucaklayan annelerin ve bebeklerin şifalarına kavuşmalarının nişanesidir adeta.



O güne kadar hastaneler, hanedan mensuplarınca veya cemaatler tarafından kurulan vakıflar tarafından yapılmaktaydı.


ZeynepKamil Hastanesi ilk olarak yoksulluktan yükselen bir bürokrat ve bir vali kızı tarafından yaptırılan bir hastaneydi.

.




226 görüntüleme1 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

1 Comment


ergunaydemir
ergunaydemir
Jan 21

Zafer bey göbek adınızı da bu vesileyle öğrenmiş olduk. 😀

Şaka bir yana, hastanenin böyle bir mazisi olduğunu bilmiyordum, teşekkür ederim değerli yazınız için.

Like
bottom of page