top of page

Refah Faciası...

       

İkinci Dünya Savaşının sıcak etkilerinin hissedildiği, bütün Dünya’nın ekonomik ve siyasi kriz yaşadığı günlerde İngiltere’den zor şartlarda 4 denizaltı, 4 muhrip, 12 çıkarma gemisi ve 4 uçak sipariş edilmişti. Gemilerin inşası sırasında savaş patlak verir.


Tüm Avrupa’ya yayılan Alman Ordusunun 1941 Şubat’ında, Balkanlara girmesi üzerine ülkemiz etrafındaki ateş çemberi iyice daralır. Heyecanlı bir bekleyiş içinde olan hükümete,  4 Mart 1941’de Alman Büyükelçisi Von Papen, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye sunulmak üzere Hitler’in “Türkiye’ye saldırmayacağına güvence verdiği” mektubunu iletir. Bu mektup Türkiye’deki tedirginliği, bir nebze olsun dindirir.


Gelişmeleri dikkatle izleyen ve gemilerin tesliminde gönülsüz olan İngiltere;  açıkça tepki gösterdiği  Almanya ile Türkiye arasında 18 Haziran 1941 tarihinde yapılan Saldırmazlık Anlaşması üzerine aniden denizaltıların teslime hazır olduğunu, Burak Reis, Murat Reis, Oruç Reis ve Uluç Reis adları verilen denizaltılar ile 4 uçak filosunu almak üzere, gerekli personelin İngiltere’ye gönderilmesini bildirir.


Dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, İkinci Dünya Savaşının bu karmaşık döneminde, aniden ve acele olarak bu teslimatın bildirilmesinin altında menfaatlerimizle çelişecek bir neden olabileceğine dönük itirazlarını yapar ancak hükümet bu itirazlara “İngiltere müttefikimizdir“ savunmasını yaparak, gemileri teslim alacak olan personelin gönderilmesi kararını alır.


İngilizler yeni bir şart ileri sürerler. Fevzi Paşa’nın çekincelerini haklı kılarak acil teslimin altında farklı bir neden olduğu izlenimini güçlendirirler. Bu şarta göre; gemileri teslim alacak personelin en geç 25 Haziran 1941 günü Mısır’ın Port Said Limanında hazır bulunmaları isteniyordu. Personelin Mısır’dan İngiltere’ye nakli Meşhur Quenn Mary Transatlantiği ile sağlanacaktı.


Bu önemli görev için: 19 deniz subayı, 63 deniz astsubayı, 68 deniz eri ve uçaklar için 1 havacı pilot ve 20 Hava Harp Okulu öğrencisi seçilir.


Personelin Port Said’e nakli için Deniz Askeri Nakliyat Genel Komutanlığının, İstanbul’da yaptığı araştırma sonucu “Refah Şilebi” kiralanır.  24’er kişilik 2 filika bulunan Refah,  yolcu taşımaya pek elverişli bir gemi değildir. Geminin sahiplerine, şilebin Mısır’a giderek, Milli Müdafaa Vekaletine ait ikmal malzemelerinin Türkiye’ye getirileceği söylenerek görev gizlenir.


Refah Şilebinin belirlenmesi üzerine kafile komutanı olan Deniz Yarbay Zeki Işın, Ankara’da Denizcilik Müsteşarı Amiral Ali Ülgen’i ziyaret eder ve aralarında askeri terbiye sınırlarını zorlayan çok gergin bir konuşma geçer.


Yarbay Zeki Işın  “Komutanım, kafileyi götürecek gemi olarak Refah Şilebi seçilmiş. Bu gemi son derece bakımsız ve yetersizdir. Bizi Akdeniz’de bu gemi ile seyre çıkartmak, göz göre göre ölüme göndermek olacaktır!‘’ 


Amiral Ülgen “Dünya, savaşın içersindeyse, biz de tarafsız bir ülkeyiz. Ayrıca yarbayım, Bakanın emri son derece anlaşılır şekilde size ulaşmış olmalıdır. Benim için yapacak olan bu emrin ifasından ibarettir.”


Tekrar itiraz etmek isteyen Yarbay Işın’a, “Bakanın kesin emrini aldınız ve size de bu emri tekrarlıyorum. Vakit geçirmenin hiçbir mânâsı yoktur.” cevabını verir. 

      

Refah Şilebi: 16 Haziran 1941 günü, İstanbul’dan Mersin’e doğru hareket eder ve 21 Haziran’da Mersin Limanına ulaşır. Görevlendirilen denizciler Mersin’e gelirler ancak 40 yaşındaki şilebin hali denizcileri sükut-u hayale uğratır. Görev öncesi şilebi mümkün olduğunca yolculuğa uygun hale getirmeye çalışırlar. Geminin hava saldırısına uğramaması için iskele ve sancak bordalarında uzaktan görülebilecek şekilde büyük “TÜRK BAYRAĞI” boyanır.


Şilep hareket etmeden önce son anda “İrtibat Subayı” olarak bir İngiliz subayı gemiye dahil olur. Bu subay, Refah’ın kaptanı İzzet Dalkıran’ın belirlediği rotayı değiştirerek, yeni bir rota verir. -İngiliz İrtibat subayının kafileye neden katıldığı, katılma emrini kimin verdiği, ileri ki yıllarda devam eden mahkeme safhasında dahi ortaya çıkmayacaktı. Herkes bu kişinin kim olduğunu merak etmekte, en göze batan durum ise sürekli üzerinde özel yapım şişme bir can yeleği ile dolaşmasıydı.-


23 Haziran 1941 günü Refah, sessiz sedasız Mersin Limanından hareket eder ve denizaltıların avlanma sahası haline gelmiş Akdeniz’de, tehlikeli bir yolculuğa başlar.


Refah, Mersin’den 50 mil kadar açılmıştı ki saatler 22.30’u gösterirken Şilep ani bir titreyişle sarsılır. Denizden gelen bir torpil şilebin bordasına isabet eder ve büyük bir delik açılır. Bordasına yediği torpido ile açılan delikten içeriye, hızla sular dolmaya başlar. Yer olmadığı için filikalarda uyuyan denizciler bu patlamayla havaya uçmuş ve filikalardan biri paramparça olmuştu. Şilep yavaş yavaş sulara gömülüyordu. Elektrikler kesildiği için göz gözü görmüyordu. Elektriklerin olmaması telsizle yardımı mümkün kılmamıştı. Bazı denizciler sağlam kalan diğer filikayı bulmuş ve binmişlerdi. Gemi tam dört saat suyun yüzünde durmayı başarır ancak dördüncü saatin sonunda ikinci bir patlama ile gemi ikiye ayrılarak sulara gömülür.


Filikaya binebilen 28 kişi  tam 20 saat  süren bir yolculuktan sonra, 24 Haziran Pazartesi 19.10’da, Karataş Feneri yakınlarında karaya ayak basarlar. Onları ilk gören, fenerci olur. Önce yabancı zannederek ihtiyatlı davranan fenerci, daha sonra, olayı öğrenince onları fenere götürür ve durumu ilgililere bildirir. Türkiye, acı gerçeği böyle öğrenir.



Olay öğrenilince, askeri uçaklar havadan, motorlar denizden arama kurtarma çalışmalarına başlarlar. Gün boyu süren aramalarda, yalnız dört kişi bulunabilir.


15 deniz subayı, 16 Hava Harp Okulu öğrencisi, 48 denizaltı astsubayı, 63 deniz eri ile 25’i gemi mürettebatından olmak üzere, toplam 167 kişi şehit düşmüştür. Olay sırasında boğularak ölen İngiliz Subayı ile birlikte faciada ölenlerin sayısı 168’dir.


Kurtulanlar önce Adana’ya oradan da Ankara’ya götürülürler. Ankara’da doğrudan Amiral Mehmet Ali Ülgen’in makamına çıkan Mareşal Fevzi Çakmak, Ülgen’den ‘’Ben Refah gemisinin bir şilep olduğunu bilmiyordum!’’ cevabı alınca sinirlenir ve tahkikat başlatır.


Refah şilebinin batırılması ve onlarca şehidimiz üzerine ülkede dava süreci başlar,  Refah Faciası Davası Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde 29 Nisan 1943’te açılır ve 13 Ocak 1944’de Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın emekliye edilmesinden bir gün sonra sonlanır. Refah olayının üzerine hükümetin çok isteksiz gitmesi, Mareşal Fevzi Çakmak ile Hükümet arasında bir anlaşmazlık, gerginlik yaratmış; aslında bu gerginlik İsmet İnönü ile Mareşal arasında adı konmamış bir çatışma olarak değerlendirilmiştir.         


Uzun süren ve kamuoyunu oldukça meşgul eden mahkeme sonucunda, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi;         


“Geminin hariçten tesir eden infilak sebebiyle battığı ve bundan hâsıl olan ölümle maznunlara isnat edilen fiiller arasında doğrudan doğruya illiyet bağı bulunmadığından (…) ve gemide mevcuda yetecek kadar kurtarma alet ve vasıtaları olmadığı anlaşılmışsa da bunların bulundurulmayışının kasıt’a dayanmadığı tahakkuk ettiğinden, maznunların (…) beraatına...‘’ kararını verir.


Savaş başından itibaren defalarca tarafsızlığını ilan etmiş olan Türkiye’nin, bir gemisine karşı girişilen bu saldırıyı, kimse sahiplenmez. Olaydan bir gün sonra, İngiliz Büyükelçisi Sir Knutchebull Huggessen, yaptığı açıklamada, “Olayı Akdeniz’de bulunan Alman yada İtalyan denizaltıları meydana getirmiştir.” derken, Alman resmi DNB Ajansı da, “İngilizlerin garip açıklaması vicdan rahatsızlıklarını kanıtlıyor. İtalya’nın ve bizim olayla ilgimiz yok.” diyerek, İngilizlerin iddiasını yalanlar.

 

Daha sonra, bir Fransız savaş gemisinin, Refah’ı Mısır gemisi zannederek batırdığı öne sürülür. Oysa kurtulanlar, bir savaş gemisi görmemişlerdir. Bundan sonra, suçlamalar İngiltere’ye yönelir. Acaba, İngiltere, denizaltıları vermemek  daha da önemlisi Türkiye’yi müttefikler safına savaşa sokmak için mi Refah’a torpido saldırısında bulunmuşlardı?


Kuvvetli deliller olmasına rağmen faili belirlenemeyen “Refah Facası” yakın tarihimizin en üzücü olaylarından biridir.  

 

 

 

204 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page