top of page

İstanbul'un Fethi: Gemiler nasıl karadan yürütüldü?

29 Mayıs 1453... Yeni bir çağın başlangıcı. Harp tarihinde eşine az rastlanır bir stratejinin başarıya ulaştığı, 571. yılını kutladığımız büyük fetihin gerçekleştiği gün...


Geçtiğimiz hafta Piramitlerin gizemli dünyasına göz atmış ve aklımızın almadığı gizemlere cevap arayan bilim adamlarının tezlerini yazmıştık. (https://www.kamusozu.com/post/piramitlerin-gizemli-dünyası)


Bu yazımızda öyküsü bize ait olan,  akıl almaz ve stratejik harp tarihininin ön sayfalarında yer alan Fetihle ilgili akıllarda en çok kalan  gemilerin karadan Haliç'e indirilmesi hadisesine bakacağız.


Zira bu öyle büyük bir fetih ki dönemin en görkemli yapılarından olan Ayasofya’nın alınması, o zamana kadar kullanılan en gelişmiş harp silahlarından olan büyük topun kullanılması, Suriçi’ne sızmak için kazılan tünellerde Sırp madencilerin çalışması, yeraltındaki faaliyetleri tespit için dönemin en yetenekli bilim adamlarının sonar cihazı gibi kova kova suları gözlemlemesi bile başlı başına birer hikayeye konu olabilecek ilginçliktedir.


1453’te Bizans İmparatorluğu bugün tarihi yarımada olarak adlandırılan küçük bir bölgede sıkışmıştı. Köprüden yürüyerek geçebildiğimiz Galata ve Pera semtleri birer Ceneviz kolonisiydi.  Bizans'ın bu kadar küçük bir alanda sıkışmasına rağmen yıllarca fethedilememesinin nedeni meşhur surlardı. Günümüzde hala korunan bu surlar 3 kat ardışık olarak sıralanmış ve sağlam malzemelerden yapılmıştı. 22 kilometre boyunca Bizans’ı çevreleyerek koruyan surlar 5 metre kalınlığında ve 15 metre yüksekliğindeydi. Zaten fetihte kullanılan meşhur büyük top ile böyle kuvvetli ve bazı yerlerde 25 metre yüksekliğe ulaşan surlarla korunan bir şehrin fethedilmesi birçok tarihçiye göre yeni bir çağ başlangıcı olarak kabul edilmiştir.


Osmanlı, bu önemli Bizans başkentini alıp, doğudan batıya uzanan büyük bir imparatorluk olma hedefindeydi. 6 Nisan'da kentin batı surlarına dayanan Osmanlı Ordusu buradaki yüksek ve geçilmesi zor surları top atışına tutmaya başlar. Donanma ise Kabataş açıklarında demirli olarak beklemekteydi. Bizans Kurmayları 2 Nisan'da Haliç ağzına gemi girişini engellemek adına büyükçe bir zincir gerdirdiğinden rüzgar ve akıntının müsait olduğu zamanlarda zinciri geçebilmek için saldırılar yapılıyor ancak başarısız olunuyordu.


Zamanın Osmanlı donanması deniz seviyesinden sadece 1 metre yükseklikte ve esasen kıyılarda devriye görevleri için inşa edilen küçük kadırgalardan oluştuğu için ağır toplar yüklenemiyordu ve güverte seviyesi oldukça yüksek olan büyük yelkenli neredeyse yüzen kale gibi tabir edebileceğimiz Kalyonlardan oluşan Haçlı Donanması karşısında oldukça dezavantajlı durumdaydı. 


Bu durumu lehine çevirmek isteyen II. Mehmet stratejik dehasına dayanak oluşturan entelektüel kimliği sayesinde şehzade iken okuduğu tarih vesikalarında istediği cevabı bulur. Geçmişte karadan gemi yürütmenin bazı örnekleri mevcuttu, kuşatmadan 50 sene önce Venedikliler bu yola başvurmuş ve Adriyatik’te bir kaleyi ele geçirmeyi başarmıştı. Hatta Osmanlı Leventlerinin atası kabul edilen Umur Bey 1338 yılında gerçekleşen Epir harekatında, İnebahtı Körfezi'ne geçebilmek için gemileri 10 kilometre karadan yürütmüştü.




Bazı yabancı kaynaklarda II.Mehmet'in kuşatmanın başından beri bu olaya hazırlık yaptığı ancak uygun zamanı kolladığı yazar. Çünkü Sultan kuşatma öncesi Gelibolu’da 100 kadar gemi hazırlatır ve bunları da İstanbul’a naklettirir. Haçlılar’ın 1204 yılında Haliç’e girerek İstanbul’u alması aklında İstanbul’u alabilmesinin Haliç’i ele geçirmekle mümkün olduğu düşüncesini kuvvetlendirir.


Gemilerin bir şekilde Haliç’e geçirilmesi Bizans’lıların  haftalarca sert bir direniş gösterdikleri kuşatmada moral motivasyonlarını bozmayı amaçlıyordu. Bu nedenle karadan taşınması kolay olan küçük ebatlı kadırgalar Haliç’e taşınacak büyük olanlar boğazda bırakılarak dışarıdan destek vereceklerdi.


Tarihçiler gemilerin taşındığı rota üzerinde hala tartışıyorlar. Bazı kaynaklar gemilerin Tophane tarafından karaya çekilerek, yağlı kızaklar üzerinden Ceneviz Kolonisi olan Pera'nın sınırları yanından yani Tepebaşı güzergahından dolaştırılarak Kasımpaşa'dan indirildiğini yazmaktadır. Yaklaşık 5 km'lik ancak çok yokuşlu bu rotayı kabul etmeyen tarihçiler gemilerin Tophane yerine daha geride olan Dolmabahçe’den çekildiği tezini ileri sürüyorlar. İleri sürülen rota 9 km uzunluğunda ama daha düz ve Surlardan fark edilmesi imkansız bir rota. Tophane’nin Surlardan görünmesi bu rotayı daha mantıklı kılmakta. Gemilerin çekilmeye başlandığı yer net belirlenemese de Haliç’te Kasımpaşa ya da Eyüp karşısına indirildirildiği konusunda tüm tarihçiler hemfikir.




Gemiler için kızaklar hazırlanır, ağaçlar kesilerek yuvarlanılacak şekilde kayganlık için yağlanarak dizilir. Geçiş için en uygun rota belirlenerek güzergahta bulunan ağaçlar kesilir ve yol açılır. En önemli mesele harekatın gizliliğiydi. Hatta bu gizlilik konusunda II. Mehmet’in kendi kendine “Eğer sakalımın bir teli dahi aklımdan geçenleri öğrenmiş olsaydı onu hemen yolardım” dediği bile rivayet edilir. Yerleşik nüfus bulunan Galata ve Pera yakınlarından geçecek olan gemiler için tüccar olan ve altına karşı düşkünlükleri bilinen Cenevizlilere olan biteni gizlemeleri için altın teklif edilmiş hatta plan sızarsa hayatlarının tehlikede olduğu söylenmişti. Bölgede devriyeler çoğaltılır. Hazırlıklar tamamlandığında harekat başlar...


İlk gemi yağlı kızaklar üstünde Haliç'e doğru çekilerek yol almaya başlar. Gemilerin harekatı için direkleri sökülür, hareketli aksamlar sabitlenir ve gereksiz ağırlıklar azaltılır. II. Mehmet gemilerde bulunan personelin kürek çekmesini emreder. Galata Kulesi'nden gece karanlığında karada kürek çekerek ilerleyen Osmanlı leventlerinin manzarası büyük bir destanı müjdelemektedir.


Sabahın  ilk ışıklarına kadar onlarca savaş gemisi Haliç’e inmiştir. Güneşin doğması ile gemilerin direkleri dikilir, mühimmatlar silahlara yüklenir  ve Mehteran coşkulu marşlar çalmaya başlar. Seslerle yataklarından kalan Bizans’lılar, şaşkınlık ve korku ile Haliç’teki Osmanlı gemilerine bakarak teslim olmaya hazırlanırlar.


II.Mehmet deniz destekli kara harekatı ile ele geçirilen Suriçi’ne o meşhur beyaz atı ile girerek Fatih ünvanını alır. Sadece Fatih ünvanı ile kalmaz Kayzer-i Rum yani Roma İmparatoru ünvanını da edinir.




Gemilerin karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi tarihte ki ilk örnek değildir ama en meşhurudur. Bölgenin yokuşlu yapısı, zemini ve mesafe göz önüne alındığında, zorluk seviyesi en yüksek harp harekatlarından biri olduğu aşikardır.


Türk tarihinin en önemli dönemeçlerinden biri olan bu Fetih’le bizlere İstanbul’u armağan eden Fatih Sultan Mehmet ve atalarımızın ruhları şad mekanları cennet olsun.

 

267 görüntüleme1 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

1 Comment


2inci Dünya Savaşı sırasında Almanların karadan denizaltıları Tuna'ya getirip Karadeniz'e soktuklarına dair YouTube'da bir video izlemiştim

Like
bottom of page