top of page

Genç Cumhuriyetin İlk Deniz Hukuku Zaferi Bozkurt - Lotus Davası

31 Temmuz 1926 Cumartesi günü, İstanbul’dan aldığı kömür ile Mersin’e seyre başlayan Bozkurt Vapuru, Salı gecesi saat 23.30’da Çanakkale Boğazı dışında Midilli Adası önünden geçmekte iken Beyrut’tan İstanbul’a seyreden Fransız Lotus Vapuru ile çarpışır. Çarpışmanın etkisi ile Bozkurt Vapuru birkaç dakika içinde batar.


Bozkurt Vapuru, tahmini Midilli’den 3-4 mil kadar uzakta iken, zifiri karanlıkta karşısına Lotus Vapuru çıkmış, 15 mil süratle tam Bozkurt’un vasatındaki makina dairesine çarpmış ve gemiyi ikiye bölmüştü. Bozkurt Vapuru personeli 18 kişiden 10’u, Lotus Vapuru’nun sandalları ile kurtarılmış, diğer 8 kişi ise kaybolmuştu.



Lotus gemisi, kurtarılan 10 Türk vatandaşı ile beraber 3 Ağustos 1926’da İstanbul limanına getirilir ve Türk makamları soruşturma başlatırlar. Yapılan soruşturma neticesinde; kaza esnasında, Lotus Vapuru’nun güvertesinde bulunan geminin üçüncü kaptanı (soruşturmaya davet usulü ile katılmıştır) Demons, Bozkurt’un sancak tarafında bulunan yeşil feneri görmüş, Bozkurt süvarisinin iki defa düdük çalmak suretiyle verdiği işareti anladığı halde, vapuru ters istikamete çevirmesi gerekirken yoluna devam ederek Bozkurt’un üzerine yol aldığı belirlenmişti.



5 Ağustos’ta Fransız makamlarına önceden haber verilmeksizin Yardımcı Kaptan Demons ve Hasan Kaptan tutuklanırlar.


Türk yetkili makamları tarafından geçici tedbir kararı olarak nitelendirilen bu tutuklamanın sebebi, çarpışmada mağdur olanların aileleri tarafından yapılan şikâyet üzerine, Cumhuriyet Savcılığınca her iki kaptan aleyhinde dikkatsizlikten doğan adam öldürmeye ilişkin açılmış bulunan cezaî takibatın doğal sürecini tamamlamaktı.


Fransa kararı sert bir şekilde nota eder ve Türk Mahkemelerinin açık denizde gerçekleşen bir çarpışmada yabancı bayraklı bir gemi kaptanını yargılamaya yetkisi olmadığını ileri sürerek Desmons’un salıverilmesini talep eder. Türk basını ve kamuoyu; Fransa ve Türkiye arasındaki ilişkileri zedelememek adına Desmons’un serbest bırakılmasının daha iyi olacağını düşünenler ile tutukluluk kararının bağımsızlık adına devam etmesini savunanlar şeklinde ikiye bölünür.


Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) Bey ise geri adım atmanın Türkiye’nin uluslararası saygınlığı açısından olumlu sonuçlar doğurmayacağına, Lozan’da kapitülasyonların kaldırılmasıyla sağlanan tam bağımsızlığın zarar göreceğine dikkat çekiyordu. Konuyla ilgili olarak Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa ile görüşen Mahmut Esat Bey, davanın Lahey Adalet Divanı’na götürülmesi konusundaki görüşünü ileterek, Türkiye’nin haklılığını ululararası mahkemede çözmenin hukuksal olarak dava kazanılsa da kazanılmasa da Türkiye’nin onurunu ve şerefini zedelemeyeceğini ifade eder.


Mahmut Esat, gazetelere verdiği beyanatta;

“Davamızda çok haklıyız. Böyle kati ve samimi bir kanaatle hakkımızı müdafaaya gidiyoruz. Şu kadarını söyleyebilirim ki, Türk adliyesinin “Bozkurt-Lotus” hadisesinde kullandığı yetki, benzer vakalarda bütün medeni milletlerce kabul edilen ve tatbik olunan usulün aynıdır. Fransızlar bizzat böyle hareket etmişler ve etmektedirler. Türk milleti de aynı hakkı kullanmaktan başka bir şey yapmış değildir. Bağımsızlığına sahip medeni bir millet sıfatıyla böyle hareket etmekliğimiz icap ederdi ve öyle yapıldı. Devletler hukuku esaslarına muhalif hareket etmedik. Türk adliyesi en medeni ve hukuk sahasında en ileri milletlerin kanunlarıyla, teşkilatıyla ve zihniyetiyle donanmıştır. Bozkurt-Lotus davasını böyle görmek ve bu bakımdan anlamak lazımdır. Çünkü dava bu esaslara göre idare edilmiştir.”


Beyanattan anlaşılacağı üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Mahmut Esat Bey için mesele sadece bir kaza davası değil, ülkenin bağımsızlığı meselesidir. Lozan’da büyük mücadeleler ile kaldırılan kapitülasyonların hayalini başka devletlere bir daha kurdurmama meselesidir. Mahmut Esat Bey’in kararlılığı sonucunda hükümet, Bozkurt-Lotus davasının Lahey Adalet Divanı’na götürülmesini kararlaştırılır. Fransa, Lahey teklifini kabul eder ancak Desmons’un dava sonuçlanıncaya kadar kefaletle serbest bırakılması talebini yineler.  Desmons altı bin lira kefaletle serbest bırakılır ve yargılamanın tutuksuz devam edilmesine karar verilir.


Lahey Adalet Divanı’nda Fransa, olayın Türk toprakları ve karasuları dışında meydana geldiğini ve Türk mahkemelerinin açık denizde Fransız gemisi üzerinde işlenen bir suçla ilgili davaya bakmaya yetkili olmadığını tezini yineler. Türkiye ise bu teze karşılık;

“Uluslararası hukuk ilkeleri devletlere kendi toprakları haricinde kanunların cinayet saydığı bir suçu gerçekleştirdikten sonra ülkeye gelen bir vatandaşı yargılama hakkı verdiğinden, ilgili çarpışmada bu niteliktedir. Ayrıca Fransa’nın cezaya çarptırılmış olan Lotus’un nöbetçi kaptanının kefaletle serbest bırakılmasını istemesi Türkiye’nin adli yetkisini tanıdığı anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra, kazada ölenlerin eşleri ve çocuklarının Türk yargısına başvurmaları ile dava açılmış olup, o sırada her iki geminin kaptanı kendi istekleri ile geldikleri Türk topraklarında bulundukları için yargılanmış ve tutuklanmıştır” 

şeklinde cevap verir.


Mahmut Esat Bey, dava boyunca Fransızların aynı iddiaları savunması üzerine, Türkiye’de yapılan yargılamalarda Türk mahkemelerinin eşitlik ve adil yargılama ilkesine uygun davrandığını, kapitülasyonların Lozan Barış Antlaşması’nın 28. maddesi ile kaldırıldığını savunur.


Divan, bu soruna ilişkin kararını 7 Eylül 1927’de açıklar. Lozan Barış Antlaşması’nın 28. ve ona ekli olan “İkamet ve Adli Yetki Sözleşmesi’nin” 15. maddeleri gereğince kapitülasyonların kalktığı belirtilerek, Türk adli makamlarının bu davaya bakma yetkisini sınırlayacak uluslararası bir kuralın da bulunmadığı açıklanır. Böylece Divan, Türk tarafını haklı bulur.


İlgili kararda şöyle deniliyordu:

“Divan: Hususat-ı atiyeye vicahen ve aranın inkısamı neticesinde Reisin rey’-i munzammına binaen ekseriyetle karar vermiştir şöyle ki:

1. 2 Ağustos 1926 tarihinde Fransız Lotus vapuru ile Türk Bozkurt vapurları beyninde vukua gelen müsademe neticesinde ve Fransız vapurunun İstanbul ‘a vusulünü müteakib Türk kanunlarına tevfikan Lotus vardiyasında kumanda eden mülazım Desmons aleyhine Bozkurt rakeblerinden sekiz Türk tebaasının ölümü dolayısıyla takibat-ı cezaiye icra etmekle Türkiye 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan İkamet ve Salahiyet-i Kazaiye Ahidnamesinin 15 inci maddesi hilafında Hukuk-ı Düvel prensiplerine mugayir hareket etmemiştir.

2. Binaberin Türkiye’nin mülazım Desmons aleyhine takibat icra etmekle hukuk-ı düvel prensipleri hilafına hareket ettiğinin tahakkuku şartıyla mumai leyhe itası tezekkür edilecek olan tazminat hakkında ita-yı karara lüzum görmemektedir.”

1934 yılındaki Soyadı Kanunu  ile Bozkurt soyadını alacak olan Mahmut Esat Bey'in Türkiye'yi savunduğu bu dava kararı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde uygulanan hukuk sisteminin egemenlik haklarına dayalı çağdaş hukuku referans aldığının kanıtı aynı zamanda kapitülasyonlar döneminin bittiğinin açık bir belgesiydi.



Ayrıca bu karar, uluslarası içtihata “Lotus prensibi” ya da “Lotus yaklaşımı” olarak geçti ve "açık denizlerin serbestliği ilkesi" adı altında 1958 tarihli Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi’nde sözleşmeye taraf tüm ülkeler için kural hâline getirildi.

204 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page