top of page

Adnan Menderes'in Kurtulduğu Uçak Kazasının Detayları (17 Şubat 1959)

Uçak kazaları ölüm oranlarının çok yüksek olduğu trajedilerdir. Bu trajedilerde hayatta kalma hikayesi olanlar çok ilgi çeker. Hele ki düşen bir uçakta bir başbakan varsa tarihi bir nitelik taşır.


1950’ler başında Kıbrıs sorunu için İngiltere ile ilgili diplomatik görüşmeler başlar ve 1959’da NATO’nun da aracılığı ile Türkiye ve Yunanistan tarafları Kıbrıs’ta bağımsız bir cumhuriyet kurma konusunda ilke anlaşmasına varırlar. İki ülke tarafından alınan prensip anlaşması, İngiltere hükümeti dâhil ederek Londra’da yazılı olarak imzalanacaktır.


Başbakan Adnan Menderes ve beraberindeki heyet 17 Şubat 1959 tarihinde İngiliz Viscount 794 tipi dört motorlu “TC-SEV” isimli Türk Hava Yollarına ait uçakla Londra’da yapılacak bu antlaşma imza törenine katılmak için Esenboğa Havalimanından saat 09.30’da havalanırlar. Roma’ya yakıt ikmali için inilir ve 13.02’de tekrar uçuşa geçilir. Londra’nın merkezine daha yakın olan Heathrow Havalimanına inmesi planlanlanan uçağı saat 15.50 sularında Heathrow kontrol kulesi, yoğun sis nedeniyle Londra’nın diğer havalimanı Gatwick’e yönlendirir. Uçak birkaç kez pas geçip birkaç tur dönüş yapar, hatta bir ara Paris’e gidilmesi düşünülse de bundan vazgeçilir.


TC-SEV, Gatwick Havaalanına yaklaşık 12 kilometre uzaklıkta Sussex bölgesinde ormanlık bir alana akşam saat 17:00’de büyük bir gürültüyle düşer ve 200-300 metre sürüklenir. Ağaçlara çarpan uçağın iki kanadı kopar ve ters döner. Görgü tanıkları ilk olarak gökyüzünde korkunç bir motor gürültüsü duyduklarını, ardından uçağın hızla üzerlerine doğru inmeye başladığını anlatmışlardır.


Uçakta bulunan 24 kişiden 14’ü hayatını kaybeder, 10’u kazadan sağ kurtulur. Hayatta kalanlardan biri de, uçağın arka kısmında oturan Başbakan Adnan Menderes’tir. Daha sonra, kurtulanlarının çoğunun uçağın sağlam kalan kuyruk kısmında oturdukları ortaya çıkar.


Kaza sonrası olay yerine önce Peter Weller ve iki arkadaşı ulaşır. Çevreye ağır bir yanık kokusunun hâkim olduğunu ve çevreye saçılan insan parçalarından yolcuların büyük bir bölümünün hemen olay anında öldüğünü görürler ve hızlıca ikiye ayrılmış uçağın içine girip koltuklarda baygın durumda yatan birkaç kişinin emniyet kemerlerini keserler sonra kazazedeleri güçlükle dışarı çıkarırlar. Çarpmadan sonra uçak ters dönünce Menderes enkazın içinde baş aşağı asılı kalır. Menderes’in ayağı, uçağın yarılan tabanına sıkışır, yanında bulunan Sakarya Milletvekili Rifat Kadızade ona yardım ederek enkazdan dışarı çıkmasını sağlar. Kadızade kazayı 5 gün sonra şöyle anlatır;


“Sis arasında yeri görmeye çalışıyorduk. Fakat sisten bir şey görünmüyordu. Nihayet daha kesif bir sis tabakası içine girdiğimiz anda bir çatırtı koptu. Çatırtı ile birlikte tayyarenin ışıkları söndü, karanlık içinde kaldık. Kimse kimseyi görmüyor, çatırtı devam ediyor, sağa sola sarsılıyorduk. Nihayet büyük bir gürültü ve çatırtı oldu. Tayyare küt diye yere oturdu. İlk duyduğum ses, Başvekilin sesi oldu; ‘Bacağımı kurtarın, bacağım kopuyor’ diye bağırıyordu. Menderes, tayyare ters döndüğü için ayağı tabandaki çatlağa sıkışmış, baş aşağı duruyordu. Yüksek bir yere çıktım. Bütün kuvvetimle çatlağın arasını açmaya başladım; nihayet ayağını oradan kurtardım. Menderes aşağı düştü, iki büklüm olmuştu. Derhal kucaklayıp kaldırdım. Geçecek bir yer bulmak için sağa, sola bakındım. Arka tarafa baktığımda bir boşluktan ormanın ağaçları görülüyordu. Başvekilimi kucaklayıp o tarafa geldim, indim, onu göğüsleyip aşağı aldım. Bundan sonra bana dayanarak yürüdü. İlk sözü, ‘Rıfat nedir bu felaket? Arkadaşlar nerede?’ idi.”


Menderes’in yüzünde hafif bir yara vardır; üstü başı da çamurlu ve yırtık bir vaziyettedir. Menderes’in bir koluna Rifat Kadızade diğer koluna da Özel Kalem Müdürü Şefik Fenmen girer ve kaza mahallinden uzaklaşırlar. Kurtulanlardan Dışişleri Genel Sekreteri Melih Esenbel’de hemen onların yanına gelir. Menderes, o an yanındakilere “Şu hale bak. Ne haile [çok acıklı olay]. Arkadaşlar yanıyorlar” der.

Yakınlardaki bir çiftlik evinden çıkarak yardım için kaza yerine gelen Tony ve Margareth Bailey çifti, Menderes’i ağaçların arasında şok bir halde bulurlar. Bailey’ler Menderes’e kim olduğunu sorduğunda, İngilizce olarak: “Ben Türkiye’nin başbakanıyım. Uçakta çok kişi var. Beni bırakın ve onlara yardım edin.” der.


Bailey’ler, Menderes’i arabalarına bindirip evlerine götürür. Eski bir hemşire olan Margareth Bailey, Menderes’in acil müdahelesini yapar. İki saat sonra anca gelen ambulansla Menderes, Londra The Clinik’e götürülür. Daha sonrasında Bailey ailesine, Başbakana gösterdikleri ilgi ve alaka nedeniyle, Kızılay Umum Heyeti, altın madalya vermeyi kararlaştırır ve aileye kararlarını bildiren bir telgraf gönderilir. Londra Uçak Kazasında Ölenlerin Hatıralarını Yaşatma Cemiyeti de, Bailey ailesine onursal üyelik verir. Eski bir hemşire olan Margareth Bailey, Başbakan’a ilk müdahaleyi yaparken o günlerde henüz altı yaşında olan kızı Elizabeth de olup bitene şahit olmuştur. Elizabeth, yıllar sonra bir Türk doktorla tanışıp evlenmiş, İzmir’e yerleşmiş ve küçükken tanık olduğu olayı şöyle anlatmıştır;

“Önce uzaktan bir ses duyduk, sonra bir sürtme sesi ve patlama… Herkes pencerelere koştu, sisten hiçbir şey gözükmüyordu ama çok büyük bir terslik olduğunun farkındaydık. Babam bir balta alıp, anneme hadi gidiyoruz dedi. Arabaya bindiler ve kaza yerine gittiler. Annem arabayla biraz uzakta bekledi, babam uçağın yanına gitti. Yardım etmeye çalışıyordu. O sırada orada bekleyen annem ormanın içinde bir adamla karşılaştı. Şok halindeki bu adam Adnan Menderes’ti. Annem onu hemen arabaya alıp eve götürdü, pansuman yaptı. Yaralarını temizledi, ambulans çağırdı Menderes şok halinde olduğu için konuşamıyordu.”


Bu arada kurtarma çalışmaları gece boyunca devam eder. Yara almadan kurtulan Melih Esenbel’e elçilik görevlileri refakat ederken; yaralılar tedavi için Londra’nın çeşitli hastanelerine götürülür. Yaralı olarak hastaneye getirilenlerin hepsi zamanla iyileşip sağlığına kavuşurlarken, hayatını kaybedenlerin kazadan hemen sonra orada vefat ettikleri anlaşılır.


Uçak kazası, Türkiye’nin yanı sıra İngiltere gündeminin de ilk sırasına oturur. Gazeteler, ilk sayfasında manşetten duyurur;


Daily Mail, “Menderes Mucizesi”; Manchester Guardian, “Menderes uçak kazasından sağ kurtuldu”; Daily Herald, “Barış Uçağında dehşet: 12 Ölü”; The Daily Telegraph “Bay Menderes Viscount Kazasında kurtuldu”.




İngiltere Başbakanı Harold Macmillan ile Yunanistan Başbakanı Konstantinos Karamanlis kısa süreli hastane ziyaretlerinde; ağrı kesiciler ve sakinleştirici ilaçlarla uyutulan Menderes’le konuşamazlar. Menderes, kendine geldiğinde, Kıbrıs görüşmelerinin planlandığı gibi yapılması talimatını verir. Nitekim Adnan Menderes, kazadan iki gün sonra, Londra The Clinic’te gözetim altında tutulduğu hasta yatağında Londra Antlaşmasını imzalar. Önceden içeriği büyük ölçüde belli olan ve Londra’ya zaten tamamlanmak üzere gidilen bu anlaşmaya işte bu yüzden bir yakıştırma ile “Başucu Anlaşması” da denilmiştir.


Türkiye’de yazılı basın Menderes’in hayatta olduğunu hemen duyursa da sevenleri onun sesini işitmek isterler. Bu ilk anda Menderes’in hayatta olduğu haberinin yetkililerce yapılan radyo açıklamaları ile mümkün olur. Adnan Menderes, kendi sesiyle ancak kazadan üç gün sonra BBC aracılığı ile radyolarda yayınlamak üzere Türkiye’ye hitap eden şu demeci verir;


“Uğradığımız çok feci tayyare kazasında, değerli ve sevgili arkadaşlarımızı kaybetmiş olma elemi içerisindeyiz. Cenabı Hak kendilerini rahmetine gark eylesin. Şu anda hâtıralarını yaşlı gözlerle anarak taziye etmekteyim. Bu elim kayıplar karşısında her zaman olduğu gibi Cenabı Hak’ın milletimizi ve devletimizi ebediyen mukayıdâr etmesi duasını yine tekrarlarım. Bana gelince kazanın dehşeti karşısında dile getirdiğim hiç kalır. Yine arkadaşlarımla beraber aziz vatanımıza, muhterem ve sevgili vatandaşlarımıza pek kısa bir zamanda sağlıkla ve selametle kavuşmak inşallah nasip olacaktır.”


Kazadan kısa bir süre sonra ölenlerin cenazeleri, 22 Şubat 1959 günü Türkiye’ye getirilmiştir. Bir gün sonra da cenazeler öğle namazının ardından Hacı Bayram Camii’nden özel bir törenle kaldırılmıştır. Kazadan sekiz gün sonra taburcu olan Menderes 25 Şubat 1959 günü Türkiye’de oldukça çoşkulu bir kalabalıkla karşılanır. Bu karşılamalar, Menderes’in sevenleri tarafından, “mucize, ilahi takdir” gibi dini söylemlerle değerlendirilir ve olağanüstü bir heyecan yaratır. Yeşilköy Havalimanına binlerce insan gelir. Öyle ki, bütün yurtta yüzlerce kurban kesilmiş, hatta bizzat Adnan Menderes’in kendisi de Eyüp Sultan’a giderek, on kurban kestirmiştir.


Bu anların “coşkulu” anlatımı dönemin devlet radyosunun ses kayıtlarına şöyle yansır:


”Sayın Başvekilimiz beşûş [güleryüzlü] çehre ile uçağın kapısında göründüler. Uçağın etrafı bir anda karıştı. Bu muazzam vatandaş topluluğu kıymetli ve aziz başvekilini bir an evvel bağrına basmanın heyecan ve telaşı içindeydi. Başvekilimiz, kendisini karşılamaya gelenlerin teker teker ellerini sıkıyor ve bu esnada güçlükle ilerleyebiliyordu. Zorlukla otomobiline binebilen başvekilimiz yüzbinlerce vatandaşın tezahüratı arasında meydandan ayrıldı.


Trenle Ankara Garına geldiğinde de, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve ana muhalefet lideri İsmet İnönü’nün bulunduğu devlet erkânı onu yine törenle karşılar. İşte bu sıra, gergin olan siyasi ilişkiler kısa bir süreliğine yumuşar. Hatta Menderes ve İnönü’nün son kez tokalaştıkları bir an olarak kayda geçer.


Uçak kazası, içinde Türkiye’nin başbakanı olduğundan siyasi bir nitelik alır. Kazanın Kıbrıs’ın bağımsız bir cumhuriyet haline getirilmesini sağlayacak kritik antlaşma öncesinde gerçekleşmesi konuyu derinleştirir. Kazanın bir ‘sabotaj’ olup olmadığı sorusu uzunca bir zaman tartışılır ama ispatlanamaz. Kazanın hemen ardından, Türk hükümeti etraflı bir tahkikat açılması isteğinde bulunmuş ve bunun üzerine de İngiliz Taşıt ve Sivil Havacılık Bakanı Mr. Vatkinson havaalanında sis durumunun iyi, görüş sahasının uygun olduğunu ve diğer yedi uçağın ILS sistemini kullanarak, alana normal inişler yaptığını belirtmiş, bunun dışında Türk uçağının uçuş kulesinin kontrolü altında bulunmadığını ve olması gereken irtifadan aşağıda uçtuğunu ve bu şekilde civardaki ağaçlara çarparak düştüğünü anlatmıştır. Sivil havacılık çevreleri ise, baş pilotun yanına bir İngiliz pilot alması yönündeki ikazlara uymadığı ve iniş sırasında heyecana kapıldığı, ya da kule tel görüşmelerinde kullanılan İngilizce de bir anlaşmazlık olduğu ihtimallerinden söz etmişlerdir. Buna karşın Eskişehir’deki uzmanlar, TC-SEV uçağının kaptan pilotu Münir Özbek’i yakından tanıdıklarını, uluslararası havacılık çevrelerinde kendisinden övgüyle bahsedildiğini ve bu kazada kaptan pilotun en ufak bir ihmalinin olduğunu tahmin etmediklerini, İngiliz operatörlerin hatalı hareketlerinden ötürü kazanın gerçekleştiğine inandıklarını söylemişlerdir.


Yapılan soruşturmada uçağın uçuş öncesi kontrollerde teknik bakımdan rutin incelemeden geçtiği herhangi bir anormal durum olmadığı tespit edilmiştir. İngiliz arşivlerinde kazanın sebebi yoğun sisle oluşan kötü hava şartlarıdır. İngiltere Milli Arşivinde Menderes’in uçak kazasına ilişkin dört klasör mevcuttur. Klasörlerin her biri, onlarca rapor, resmi ve teknik yazışmayla doludur. Hava durum raporları, pilotlar ve uçak kabin görevlilerinin özgeçmiş bilgileri, uçağa ait teknik bilgiler, şirket ve sigorta kayıtları, elçilikler arası yazışmalar, toplantı tutanakları, bilirkişi rapor ve görüşleri, kule tel görüşme kayıtları bu arşiv belgelerinde göze çarpanlardır.


Resmi raporlara bakılırsa uçak kazası, kötü hava şartları ve pilotaj hatası yüzünden gerçekleşmiştir. Kazadan sağ kurtulan Melih Esenbel, yıllar sonra bir belgesel için verdiği mülakatta pilotaj hatasının altını çizer;


“Etraf safi beyaz. Hiç bir şey görmüyoruz. Tutturamamış, bizi ormana indirdi rahmetli baş pilot. Havalimanı diye oraya indirdi bizi. Pilotaj hatası. Çat, pat… ağaçların dallarını kıra kıra indik.”





Uçağın, pilotun havalimanına yeteri derece yaklaşamadan erken irtifa kaybetmesiyle yüksekçe ağaçlara çarptığı anlaşılıyor. Son anda, uçağın yüksekliği ölçen altimetre cihazının bozulmuş olabileceği, yoksa ‘tecrübeli’ pilotun böyle bir inişe geçmeyeceği iddiasıda ortaya atılmıştır.


Hem İngiltere hem de Türkiye tarafından yapılan incelemelerle elde edilen sonuç değerlendirmesi kazadan 17 ay sonra 5 Temmuz 1960 tarihinde resmi bir tebliğ ile açıklanmıştır. Buna göre;


1-Uçağın mer’i uçuşa elverişlilik sertifikasını haiz olduğu ve bakımının uygun olarak yapıldığı,


2-Uçağın ağırlık ve muvazenesinin tayin edilen hudutlar dâhilinde bulunduğu,


3-Mürettebat lisanslarının uygun olduğu,


4-Uçağın, motorların, teçhizatın kazadan evvel bir arızaları görülmediği,


5-Yer teçhizatının servise elverişli olduğu ve doğru olarak çalıştıkları,


6-Kazanın teknik arızası veyahut yer hizmetlerinin hatalı yapılması neticesinde vuku bulmadığı, ancak kaza sebebini tespite medar olacak delillerin gayri kâfi bulunduğu, bununla beraber çok fena hava şartları dâhilinde iniş meydanına kısa ve alçaktan gelme sebebiyle kazanın vuku bulması ihtimalinin mevcut olabileceği anlaşılmıştır.


Belgeler, kazanın teknik hatalar veya bilinçli bir amaçla oluşmadığını aksine pilotaj hatasından dolayı gerçekleştiğini göstermektedir.


Londra’da yaşanan bu kaza, Türk ve dünya havacılık tarihi açısından önemli bir vaka olmakla birlikte, tarihin tozlu sayfalarında bir anekdot veya uçak kazalarına dair bir istatistiksel veri olarak kalabilirdi. Ancak bu kaza yakın dönem Türk siyasi tarihinde, hem kazazedelerin kimlikleri açısından, hem de olay esnası ve sonrasının kamuoyunda ele alınış şekliyle, çok farklı bir önem ve anlam atfedilerek toplum gündemine yerleşmiş ve uzun bir süre bu yerini korumuştur.













196 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page